Ağrı Dağı

Ağrı Dağı

Aramızdaki bazı kahraman arkadaşlar dışındakilerin çıkmadığını biliyorum. Ben altı kere çıktım da…

İlkokuldan itibaren Coğrafya dersinde 5165 metre ile Ağrı Dağı’nın T.C. ‘nin en yüksek dağı olduğu öğretile gelmiştir. GPS icat edildiğinden beri yüksekliğin 5137 metre olduğu iddia edilmekle birlikte resmi coğrafyaya ters düşeceği için bu bilgi basına sızdırılmamaktadır. “Ayrıca ne var yani 28 metrelik farkta?” diyebilirsiniz. Böyle metre işleri benim anlayamadığım nedenlerden dolayı dağcılar arasında çok mühim addedilmektedir.

Önce izninizle bu dağın yerini belirleyelim. Ağrı Dağı Ermenistan ve İran sınırlarına bitişik olup Ermenistan’ın güneybatısı ile İran’ın kuzeybatısında T.C. hudutları içinde kalmaktadır. Güneyinde Doğu Beyazıt, kuzeyinde Iğdır vardır. Bir de yavrusu olan Küçük Ağrı vardır. Şu anda çocuklar bizi ilgilendirmediği için Küçük Ağrı’yı işin içine katmıyoruz. Ağrı Dağı volkanik bir dağdır. Üzeri yaz kış buzulla kaplıdır. Ayrıca o bölgede yüzyıllar boyunca büyük bir medeniyet kurmuş olan Ermeniler için bu dağ çok kutsaldır. Ben Erivan’a gidenlerin yalancısıyım; Erivan’da her şeyin adına Ararat diyorlarmış. Ararat Cafe 1, Ararat Cafe 2 gibi. Hani bizde de “Etiler Tünel Marmaris Büfe” gibi. Zaten bizde her caddeye, her meydana aynı isim verildiği için, bu bana pek yadırganacak bir şey gibi gelmedi. Erivan’dan bakınca da muazzam bir görünüşü varmış.

Ağrı dağının adının nereden geldiği ise şöyledir: Padişahın biri Ağrı Dağının eteklerinden geçerken dağa hayran hayran bakarken atından düşmüş ve dizi ağrımıştır. Bunun üzerine de “Bu dağın adı Ağrı olsun” diye buyurmuştur. Bir diğer rivayet de dünyada tek başına duran dağların içinde en ağırı olduğu için böyle denmiştir. Türkler ve Kürtler dışındakiler için bu dağın adı Ararat dır. Burada asırlardır yaşayan Kürtler için de Ağrı Dağı'nın ismi Kürtçe ateş manasına gelen Agir kelimesinden gelir. Bu dağın bir diğer özelliği de bir yerlerinde Nuh’un Gemisinin bulunmasıdır. Zaten son ifadelere göre de bu gemi üç-dört gün içinde bulunacaktır. Bay Nuh’u tanırsınız. Hani Büyük Tufan olunca her hayvandan birer çifti gemiye alıp, Tufan bitince de Ağrı dağının üstünde hayvanları salan adamcağız. Yalnız bazı hayvan çiftlerinden fark etmeden sadece LGBT leri aldığı için bu hayvanların nesli tükenmiştir. Tabii bu gemiye niye insan almadığını anlayamamışımdır. O almadığına göre, bugün de insan nesli devam ettiğine göre o zaman insanları kim gemisine almıştır. Ben bilmiyorum. Siz isterseniz araştırın.

Ağrı dağına gitmek için İran Gürbulak sınır kapısına 35 km. uzaklıkta olan Doğu Beyazıt’a gitmeniz gerekir. Burası aynı zamanda meşhur İshak Paşa Sarayının da bulunduğu yerdir. T.C.–İran sınırı çizilirken burada yaşayan büyük bir Kürt Aşiretinin yarısı İran’da kalmıştır. Aynı Suriye ve Gürcistan sınırında olduğu gibi.

Şimdi bu gidişi nasıl yapacaksınız?

İlk tercih yürümektir. Ama bedava yürünemeyeceği için bir neden bulmanız gerekir. Mesela, Küresel Isınmanın Yılan Balığının sol dişinin altına apse yapmasını protesto etmek için yürüyebilirsiniz.

Diğer bir seçenek ise otostop yapmaktır. Sırt çantanızı yüklenirsiniz, elinize kocaman Doğu Beyazıt yazan bir kâğıt alıp Taksim Meydanında otostop işareti yapmaya başlarsınız. Bu işaretin çok kötü bir anlamının olduğunu düşünen polis sizi alır ve götürür. Sakın yanlış anlamayın, Doğu Beyazıt’a götürmez.

Bir diğeri kendi arabanızla gitmektir. İstanbul’dan kuş uçuşu 1200 Km., Karayolu ile 1400 km. olan bu mesafeyi otomobille gitmeniz mümkün değildir; çünkü yolda trafik kazasında telef olma şansınız %95 dir.

Karşılaştırmalı bilgi olarak: İstanbul-Viyana kuş uçuşu 1300 km, İstanbul-Kahire kuş uçuşu 1250 İstanbul Moskova kuş uçuşu 1700 km. Zaten atalarımız Osmanlılar da hiçbir tarafa ayıp olmasın diye her yere hemen hemen eşit mesafelerde gitmişlerdir.

Başka bir kolaylık “Doğu Beyazıt Mort Expres” otobüslerini tercih etmektir. Otogarda otobüse binersiniz. İçerde iki şoför ve kolonya döken bir hostes vardır. Otobüs yola çıkarken hostes mikrofonu eline alır ve “Bir Yıldız Alyans üyesi olan Sersemdes 1365.M otobüsüne hoş geldiniz. Kaptan Pilot Uçar Çarpar ve ikinci pilot Çarpar Uçar Doğu Beyazıt için yolculuk süremizi 24 saat, yolculuk yüksekliğimizi 50 cm olarak vermektedirler. Ben Heyecan Cansın ve kabin ekibim sizlere hizmet vermekten mutluluk duyarız. Tabii kabin ekibinin gerisinin nerede olduğu meşkûktür. Otuz kişiyi ezip, dört otomobili uçuruma yuvarladıktan sonra tam tamına 24 saat sonra Doğu Beyazıt otogarına girersiniz. Bu kadar dakiklik futbol maçlarının başlamasında bile yoktur.

Son şansınız uçmaktır. İstanbul’dan yeni açılan Ağrı hava limanına iki saatte inersiniz. Eskiden Doğubayazıt’a Van Havaalanından müteveccihen gidilirdi.

Anlayamayacağınız birtakım tuhaflıklardan sonra sizi Doğu Beyazıt’a götürecek bir taksi bulabilirsiniz. Yol Allahtan iki ölçü yoldur da otele sağ salim vasıl olursunuz. Otel ve Doğu Beyazıt şartlarını öğrenmek isteyenler kendileri gidip tecrübe sahibi olabilirler.

Bu arada garip olaylarla da karşılaşabilirsiniz. Mesela Emi ile. Emi (Amy olmalı) Doğu Beyazıt’ta dağa tur çıkaran iki Doğu Beyazıtlı kardeşin ortağıdır. Ortaklık ilişkisinin ne biçim olduğu meçhuldür. Yalnız bilinen şudur ki, altmış bir yaşındaki Amy dört yıl önce internetten tanıştığı genç ve yakışıklı bir Kürt arkadaşa âşık olup Doğu Beyazıt’a gelmiştir ve onunla bir web sitesi kurarak Ağrı Dağı turu satmaya başlamıştır. Önce bu arkadaştan fena kazık yemiştir. Doymamış olacak ki, iki kişiden daha kazık yemiştir. Ama şimdi birlikte çalıştığı kardeşlerden çok memnundur; çünkü kendileri para konularında harbi dürüstlerdir. Ama arada sırada adam filan vurdukları da olur. Bu olaylar yörenin geleneği olduğu için çok önemli değildir. Emi kışları web sayfasından tur satar; yazın da tura gelenleri Doğu Beyazıt’ta karşılar. Emi kışın bu turları Barbados’tan satar, çünkü kendisi Barbadosludur ve Barbados’un en yüksek tepesi de 37.50 metredir. Malumat kabilinden, Barbados Karayipler denen bir yerlerde bir adadır.

Şimdi artık dağa çıkmaya başlayalım isterseniz. Eskiden Türkler, Kürtler, Yükler, Turistler bir kamyonun kasasına doldurulur ve kamyon da bazen yağmurda ve çamurda üfleye püfleye yürüme noktasına çıkardı. Şimdi işler geliştiği için tüm bu unsurlar minibüs gibi araçlarla nakledilmektedir. Tabi bu yol üzerinde gördüğünüz köy manzaralarını Nepal’da bile görme imkânınız yoktur. Adam başına düşen on bin USD ulusal yıllık gelir buralara uğramamayı tercih etmiştir. Yürüyüşe başlanan yer Eli Köy adlı bir köydür. Bu köyde Ağrı dağının tümünün tapusunun sahibi olduğunu iddia eden bir Ahmet Ağa oturur. Çok tatlı bir adamdır. Beni hayatında üç kere görmüştür; ama her seferinde kırk yıllık arkadaşıymışım gibi beni öper. Doğu Beyazıt’ın rakımı 1600 metredir. Eli Köyün de 2200 metre. Yani kafadan altı yüz metre kurtarırsınız. Burada minibüsteki tüm unsurlar iner. Gayri Kürtler yola düzülürken. Bu arada yolun insanları nasıl düzdüğünü hiç anlayamamışımdır. Kürtler de yüklerin atlara yüklenmesinin kavgasını yaparlar. Her gün üç beş kere yaptıkları bir iş için niye kavga ederler onu da hiç anlayamamışımdır. Kürt dostlarımın anlattığına göre onlar kavga etmezlermiş. Bağıra çağıra iş çözmek fıtratlarında varmış. Zaten bu dağda hiçbir şeyi anlamamanız gerekir. Yolda bazıları tarafından döşenmiş mayınlara basmamaya dikkat ederek yükselmeye başlarsınız. Bin metre yükselirsiniz. Adamına göre bu üç ila beş saat arasında tutar. Demek ki 3200 metreye gelirsiniz. Ağrı Dağında ağaca benzer bir şey bulunmadığı için ağaç yükseklik sınırının nerede bittiğini söylemek zordur. Ama üç bin iki yüz metre ot sınırının sonudur. Zaten yerel yaylacılar da bundan daha yükseğe çıkmazlar. Yaylacıları es geçiyorum; bilmeyenler için o konu bir kitap olur. Bu yoldan çıkarken yaylalardan gelen küçük çocuklar size, süt, yoğurt ve ayran satmak isterler. Çocuklara acıyıp kazara bu mamullerden alacak olursanız, sakın içmeyin ve hemen dökün. Midenizin alıştığı UHT sütüne benzemez bunlar. Sonra Lopermid almak için eczaneye koşarsınız ve Lopermidin reçeteye bağlandığını öğrenince Eczacıya “Lavabo” nun nerede olduğunu sorarsınız. Neyse, ertesi gün 3 200 metreden bin metre daha yukarıya çıkarsınız ve üst kamp olan 4200 metre kampına gelirsiniz. Bu bir gün öncekine göre daha dik bir çıkıştır. Onun için fazla uzatmadan üç saat içinde çıkarsınız. Burada birkaç saat kalıp tekrar geriye aşağıya 3200 metre kampına dönersiniz. Buna yerli halkın diliyle “Aklimat” denir. Bunun bilimsel adı aklimatizasyondur. Sıfır metrede olan ve havasındaki oksijen miktarının %100 olduğu İstanbul’un 30 derece ısısından sonra havasındaki oksijen miktarının %50 olduğu 5100 metredeki Ağrı Dağının eksi 15 derecesine birden çıkamazsınız. Yani vücudunuzu yüksekliğe alıştırmanız lazımdır. Ertesi gün yine 4200 metreye varırsınız ve dinlenmeye geçersiniz. O gece saat 24:00 de yola çıkıp beş ila sekiz saat arasında bir sürede zirveye çıkarsınız. Üç ile dört saat arasında da inersiniz. Bu saat belirsizlikleri kondisyonunuza bağlıdır. Zirvenin son dikey üç yüz metresinde buzul vardır. Kramponlarınızı takarsınız. Buzulun durumuna göre de bazen iplerle bir birlerinize bağlanırsınız ve zirveye varırısınız. İşte orada “eee, geldikte ne oldu, bu kadar zahmete değdi mi” dersiniz kendi kendinize ve bir daha dağlara çıkmamaya yemin edersiniz. Sonra aşağıya kampa inip iyi bir uykudan sonra Arkadaşlar bir daha sefere nereye gidiyoruz diye kaşınmaya başlarsınız. Sonra da yine mayınlara basmamaya çalışarak Doğu Beyazıt’a inersiniz.

Ağrı tırmanış ekspedisyonun detaylarını öğrenmek isteyenler bu bilgiyi internette bulabilirler; tabii mayına basmamışlarsa.

aaa, orada mayın mı varmış diyenler şu anda gözümün önüne geliyorlar. Orada daha başka neler yok ki…

İyi çıkışlar efendim