Fıtık - 1

Fıtık - 1

Türkçe’deki “fıtık” kelimesi tıpkı “cerrah” kelimesi gibi Arapça kökenli bir sözcüktür. Ülkemizde tıp dilinde “herni” kelimesi de kullanılmaktadır. Bu da Latince kökenli bir kelime (hernia) olup İngilizce’ye 1350-1400 yılların arasındaki Middle English döneminde girmiştir. Kelimenin Latincedeki çoğul formu herniae, İngilizce’deki ise hernias şeklindedir. İngilizce’de halk dilinde yırtık anlamına gelen rupture kelimesi de kullanılır.

Türkçe        Fıtık
Latince      Hernia

Aranızda Fıtığın anlamını bilmeyenlere Fıtığı takdim edebilmek için GOOGLE’a baktım. Karşıma “Fıtık Akademisi” çıkınca birisi gırgır geçiyor sandım önce. Karikatür sayfası zannettim. Ama Prof. Kulaçoğlu haklı. Tüm Akademiler insanı fıtık eder. Okula gidip de fıtık olmayanınız olmuşsa gitsin IQ sunu ölçtürsün. Neyse, böylece fıtığın ne olduğunu anlamış oldunuz.

Bundan on sene kadar önce göbek deliğim dışarı fırladı ve orada bir düğme gibi bir çıkıntı oluştu. Bu en çok Nazlı’nın hoşuna gitti. Durmadan üstüne basıp “Biip, Biip” demeye başladı. Biz de yıllarca Nazlı ile “Biipp, Biip” oynadık.

Bu arada beni başka nedenlerle muayene eden bir psikiyatrist“Ahmet Bey, sizde göbek fıtığı var” dedi. Bir Psikiyatrist insanın göbeğini niye muayene eder anlamadım. Herhalde psikiyatristler insanın beyninin midesinde olduğunu filan zannediyorlar diye düşündüm. Neyse, arada bir doktorlar da yanlış yapabilirler. Mesela adamın dalağını alacağına kolunu kesebilirler. Sağlıksız bir dalak ve kolsuz bir vücutla kalmanın bedeli olarak kanunlar gereği Hâkim size TL 22 500,- bahşeder. Onu da gidip hasta dalağınızı aldırmak için başka bir doktora verirsiniz. Yani bedavaya kolsuz kalmış olursunuz.

Neyse, doktorlar bana sadece göbek fıtığı var deyip başka bir şey söylemeyince ben de göbek fıtığı herkeste olur sandım. Ne bileyim ben. O yaz plajda otururken yanıma nefis bir “BAYAN” geldi ve kumlara sere serpe uzandı. O sırada İpek denizdeydi. Ben de hanımla seviyeli bir irtibat kurayım diye “Hamfendi sizde de göbek fıtığı var mı?” dedim. İpek o gece sabaha kadar göbek deliğime pansuman yaptı durdu.

Geçenlerde bir cerrah arkadaşımızla tatildeydik. Bu arkadaşlara “operatör” de diyorlar. Hani Nişantaşında levhaları var. Operatör Mustafa Keserdiker filan diye. İnsan içerde Dozer var falan sanıyor. “Ahmet ya, sende göbek fıtığı var” dedi. “Haydi, bir de bu herif çıktı şimdi başıma” dedim. “Var ya, n’olmuş” dedim. “Hiiiçç patlayabilir” dedi. “EE nolmuş yani” dedim. “Hiiiç ölürsün” dedi. Adam sanki İmam. Bizi öldürüp duamızı okuyup malı götürecek. “Sen gel hele bi buraya” dedim bizim cerraha. “Bu göbek fıtığı ne menem bişi ve nerde bulunuyor”. “Evladım göbek deliğindeki koskoca çıkıntıyı görmüyor musun” dedi. Halbuki ben onu Manic-Depresif sendrom zannediyordum. Çünkü Psikiyatrım orayı muayene ettikten sonra sen Manic-Depresifsin demişti. “Sen İstanbul’a gider gitmez onu aldırt” dedi. “Benim manikürcüm böyle et çıkıntılarını iyi alır, ona aldırırım” dedim. Neyse İstanbul’a dönünce İpek “Sen bunu bir doktora gösteriver” dedi. “İyi de o kadar çok doktor gördü de n’oldu, bişi demediler ki” dedim, ama GOOGLE var, Allah razı olsun.

Bi girdim ki, oho ohhhhh. Her türlüsünden göbek fıtığı var. Her türlüsünden ameliyatı var. Nasıl istersen kesiyorlar. Kemikli kemiksiz. Haydi işin yoksa bundan anlayacak bir cerrah bul. Hani karpuz değil ki bu, konu komşuya sorasın “Sizin manavın karpuzları iyi midir” diye. Başka bir cerrah arkadaşıma sordum. “Git aldır onu, benim çok güvendiğim bir cerrah arkadaşım var. Sen farkına bile varmadan alır onu” dedi. Farkına varmadan insan nasıl ameliyat olabilir, pek anlayamadım, ama sözünü dinledim.

Gittim kendisine. “Benim göbek fıtığım varmış” dedim. Parmağını göbek deliğime soktu ve “Sizde göbek fıtığı var” dedi. “Sizi ameliyat edelim” dedi. “Bunu almam lazım.” “Yok ben satmam” diyecek halim yok ya. “En fazla bir gece kalır çıkarsınız.” Haydaaa, bir de hapse girecez. “Gecelik biraz pahalı olabilir, bu işin saatlik tarifesi yok mu” dedim. Nedense bana çok kötü baktı. “Bu arada hareketlerinize dikkat edin, kendinizi zorlamayın, bilhassa ıkınmamaya çalışın.” Anlaşılan doktorlar ıkınmadan o işi yapmanın yolunu bulmuşlar.

Neyse, ameliyat günü İpekle hastaneye gittik. Bizi güzel bir odaya aldılar. Gerekli ön muayeneler yapıldı. Derken odaya genç bir hanım doktor geldi. “Ben sizin anestezistinizim” dedi. “Ben de sizin hastanızım” dedim. Böylece tanıştık. “Sizi birazdan aşağıya alacağız”. Ameliyathaneler niye aşağıdadır bilemem. Neyse, “İnmeden önce size kalçadan teskin edici bir iğne yaptıracağım” dedi. “İlacı harcamayalım boşuna, zaten aşağıda bayıltacaksınız” dedim. Galiba kızdı bana. Birazdan güzel bir kız geldi. Kıçıma bir saldırdı. “İndir aşağıya donunu” dedi ve iğneyi batırdı. Aman Allah, cereyan çarpmışa döndüm. Ben çocukken ev ev dolaşıp iğne yapan iğneci hanımlar vardı. Parmağım kalınlığındaki çelik iğneyi kıçıma batırırdı da hissetmezdim valla. Demek ki “Bugün okullu olduk, sınıfları doldurduk” bu konuda okul pek de yararlı olmayabiliyor. Derken sert bakışlı ve kara bıyıklı iki adet vatandaş beni yatağımla ameliyathane indirdiler. Ben yarı uyuşmuş vaziyetteydim. “Hemşerim, hemi sen şu yandaki yatağa bi atlayıver” dediler. Yarı baygın akrobasi yapıyoruz. Herhalde yere düşsem problem olmaz, hemen ameliyata alırlar. Zaten ameliyathanedeyiz, göbek deliği yerine kafa deliğini tamir ederler.

Geçen zaman nasıl geçti bilmiyorum.

“Ahmet Bey, ameliyatınız bitti” dedi bir hanım sesi. “Allah sizden razı olsun, Allah ne niyazınız varsa görsün” dedim. Ben acıdan kıvranıyorum. O bana müjde veriyor. Canım çok acıyor diyorum, şimdi ağrı kesicinizi yapacağım diyor. “Be kadın şunu ben uyanmadan beş dakika önce yapsaydın da beni bu kadar bağırtmasaydın” diyemiyorum ki. Bakarsın bu sefer ağrı arttırıcı iğne vurur.

İğneyi niye vururlar ki? Vur vur adamın kıçına girmiyor valla. Sonra odaya götürdüler. Ben iyiyim. Yavaş yavaş kendime geldim. Sonra hoca geldi. “Nasılsınız?” dedi. “Biz iyiyiz, siz nasılsınız hocam?” dedim. Herhalde misafirliğe geldi, ayıp olmasın, ben de hatırını sorayım dedim. “Sizi bugün çıkartmayalım, bu gece burada rahat edin” dedi. Zaten sigortalıyım. İstediğin kadar yat. Akşam hocanın asistanı geldi. “Ahmet Bey osurdunuz mu” dedi. Tövbe estağfurullah, terbiyesize bak yahu. Üstüne bir de “Sıçtınız mı” demez mi. “Kendinize gelin, ben terbiyeli biriyimdir. Böyle şeyler yapmam” dedim; tabii içimden. Ertesi sabah hoca geldi. Aynı soruları sordu. “Yahu bunlara Tıp Fakültesinde terbiye öğretmiyorlar herhalde” dedim içimden. Neyse, beni o gün terhis etmeye karar verdiler. Eve geldik. Her şey çok iyi. Akşam iki kaşık yoğurt yedim. O gün bu gündür “ahh bir osurup sıçabilsem” diyorum.

Ne demişler, “Hocanın yaptığına değil, yaptırttığına bak” demişler. Demek ki hoca osur derse, osuracaksın, sıç derse sıçacaksın.