Moldova

Moldova

Bir insan niye seyahat eder? Gezmek maksadıyla, İş için, Bilimsel Toplantı için vs. Ama kayısı peşine de gidilmez ki.

Köşemde münferit, mütekait, mülayım bir şekilde resim yapıp hayatın tadını çıkarırken Devletlu ve Necabetlu Sayın Hocam Resul Aytemur geldi ve “senin iki resmini TÜYAP’daki standıma koyacağım” diyerek beni durup dururken gaza getirdi. “O iki resmi benim atölyemde yapacaksın ve ayrıca desen-i umumi de çalışacaksın” diye ilave etti. Mütereddit olmama rağmen şöhret olmak dürtüsü girdi ya vücuduma “emrin olur abi” dedim.

Ama teyakkuza da geçmedim değil. Bir de baktım ki Sayın Hocamın özel kayısıcısı var. Her gün kapıyı çalıyor. Hocam kayısıları beğenmezse almıyor; alırsa çok faydalıdır diye hepimize tavsiye ediyor. Bizim de içimiz dışımız kayısı oluyor. Hatta Osman Müftüoğlu’na yazıp Kayısı Diyetinin faydalarını soruyoruz. Tabii bu arada Sayın Hocamızın Malatyalı olduğunu da hatırlatmakta fayda var. Derken “Moldova’da workshop var, oraya geleceksin” dedi. Sözlüğe baktım workshop için tamirhane diyor. Bu yaştan sonra ünlü olmak için tamir ile de uğraşacağız besbelli dedim içimden. Derken birilerinden duymuş, Amerika’da galeriler ressamlarının giysilerinden yediklerine, yaşam tarzlarından sevgililerine kadar her şeyleriyle ilgileniyorlarmış. Bu hoşuma gitmedi değil. “Belki bana sanat dünyasından genç ve güzel bir sevgili bulur” dedim. Ama bu düşünce İpeğin nedense hiç hoşuna gitmedi.

Ve yola koyulduk. Liderimiz Sayın Hocam ve bendeniz iki ihtiyar, yanımızda cıvıl cıvıl süper ressam olacakları kesinlikle belli olan on bir adet genç arkadaş ile THY ile Moldova’ya müteveccihen hareket ettik. Bu gezinin en büyük yanılsaması bu ülkeye Türkçede Moldova mı yoksa Moldovya mı deneceği oldu. Neyse o kadar kusur kadı kızında da olur. Çünkü bu geziyi düzenleyen ve bizler için her türlü organizasyonu ve ağırlamayı fazlasıyla yapan sanatsever, mesen, dünyalar tatlısı sevgili Mete Bora ağabeyimiz eksiksiz hatta fazlası olan bir workshop cenneti yaşattı bizlere. Avantadan gittiğim için yağcılık yapmıyorum vallahi billahi. SUMMA Grubu bu workshopları her yıl Kişinev, Tokyo, Moskova ve Viyana’da düzenliyor. SUMMA Grubu dünyanın değişik ülkelerinde inşaat ve çeşitli yatırımlar yapan ve altı bin kişiye iş olanağı sağlayan bir firma. Değme şirketlere taş çıkartan bir iş hacmi olan uluslararası bir grup. İşleri bırakıp köşesine çekildiğini ve dolayısıyla da ofis kullanmadığını söyleyen Mete Bora ağabeyimiz tatlılığı, esprileri ve enerjisi ile bize öyle bir destek oldu ki yapılan resimler hakikaten süper çıktı. Öyle bir çekilmiş ki köşesine, pingpong topunun enerjisi gibi bir enerjiyle dünyadaki işlerini geziyor. Tatlı ve ince esprileri ile bizi kırıp geçiriyor. Bu arada Moldova da doğum gününü kutlayan çok sevgili Örsçelik Balkan ağabeyimiz de ona katılınca kahkahadan çalışamaz durumlara geldik.

Moldava üç milyon kişilik güzel insanları ve şirin Başkentleri Kişinev ile çok cici bir ülke. Moldavaca konuşuyorlar, Romence’nin bir türü. Dolayısı ile Romence de biliyorlar ve tabiî ki SSCB’ nin altında hepsine Rusça öğretilmiş. Ülkede Türkçe konuşan Gagavuz Türkleri var. Bunlar Türk kavimlerinin bölgeye geldikleri dönemlerde Hristiyan olmuş bir toplum. Çok zengin bir ülke değil. Eski Eflak-Boğdan dediğimiz ve yıllarca Osmanlı’nın işgalinde kalmış bir küçük bölge. Ülkenin küçüklüğü yetmezmiş gibi, bir de ülkenin doğusunda bulunan daha da küçük bir bölge olan……………………..Moldava’dan ayrılmak istiyor.

Sayın Hocam “orada şarap bağlarına gideceğiz, istediğiniz kadar şarap içebileceksiniz; dünyanın en büyük ve en güzel diskosuna gideceğiz, o gece her şey serbest (ne demekse); müze gezeceğiz, güzel eserler göreceğiz” demişti. Beklentiler yüksek yani.

İstanbul’da atölyedeki hanımlar bir hafta için sekiz pantolon, yirmi gömlek, on T-Shirt, yüz bin iç çamaşırı ve bunları taşıyacak dört adet bavul almamı tavsiye ettiler ve de eklediler “akşamları serin filan olabilir, yanına bir ceket de almayı unutma.” Bu durumda iki şey yapılabilir. “Hadi oradan” denilebilir ki, ölüm fermanınızı yazdınız demektir veya da “çok haklısınız benim cici annelerim” deyip, bildiğinizi yaparsınız. Bravo, iyi tahmin ettiniz; ben birinciyi yaptım ve bu yazıyı hastanede yazıyorum.

İlk gün resim yapacağımız yere gidince şoke olduk. Cumhurbaşkanlığı konutunun ve Ana Katedralin bulunduğu kentin en büyük meydanındaki Bakanlık Binaları önünde nefis bir Stant. Bir de canlı müzik var. Nefis caz ve klasik müziği eşliğinde çalışacağız. İnanılmaz bir güzellik. Bazen bakanın biri geliyor ve standı geziyor. Gelirken de arkasında üç yüz koruma, yüz bürokrat, sirenler ve beş yüz yağcı yok. “Bu resim güzel” dedi mi “aman efendim ne demek, çok çok güzel” diyen de yok. Bizler ise adamı gariban sanıp ilgilenmiyoruz bile. Beş yüz yıl yönetmişiz ya oraları.

Mütevazi ve güzel bir ülkenin alçak gönüllü ve iyi insanları ve yöneticileri. Ama yiğidin hakkını yiğide vermek gerekir. Tüm grup olarak dünyada bu kadar seksi kızı bir arada görmediğimizi kabullendik valla. İşin kötüsü ertesi gün alışıp bakmamaya başladık. Şimdi hata etmiş olduğumuzu üzülerek anlıyorum.

Ana caddesi bir kilometre; bunun da sadece üç yüz metresinde dükkanlar ve cafe ler var. Orada yürürken cafe nin birinden bir adam fırlayıp Resul hocama “Üstadım sen burada ne yapıyorsun?” demez mi. Bir de baktık ki ressam sevgili Selahattin Kara. Bir maymunluk sezmiş olduğu için “sen burada ne arıyon len?” dedi Sayın Hocam. Efendim mesele şuymuş. Kendisi üç yıldır orada da bir atölye kurmuş, çünkü oranın ilhamı başkaymış. Biz de aynen hak verdik kendisine.

Çalışmalarımıza Moldova’dan da beş ressam katılıyor. Ev sahiplerimiz çok gayretli insanlar ve içlerinde iyi resim yapanlar da var. Ama ülkeleri fakir ve insanları bu sanata ilgisizler. Resmi sadece kendileri için yapıyorlar ve ellerinde birikmiş yüzlerce eser var; ama yılmadan da çalışıyorlar. Geçimlerini ise ders vererek karşılıyorlar. Üniversitede ders vermenin aylık maaşı yüz dolar. Ülkenin genel maaş ve kazanç seviyesi de bu zaten.

Bu arada standımızı vatandaşların yanı sıra gazeteciler de geziyorlar. TV kanalları röportajlar yapıyorlar. En iyi İngilizceyi benim bildiğime kanaat getirildiği için ha bire ben mikrofonun önüne itiliyorum. Ama faydası olmadı da değil. Ertesi gün benden imza almaya gelenler oldu.

Bize SUMMA Grubun sahip olduğu Kişinev’in en büyük ve lüks otelinin Halkla İlişkiler Müdiresi Olga yardımcı oluyor. İngilizce bilen yirmi dört yaşında dünyalar tatlısı bir kız. Bir dediğimizi iki etmiyor. Nerdeyse her istediğimizi gözümüzden okuyor. Bütün bu organizasyonların arkasında ise tüm tatlılığı, candanlığı ve alçak gönüllülüğü ile Mete ağabeyin oğlu sevgili Sinan var. Bu arada Olga’nın bir özelliğini öğreniyoruz. Salon Danslarında Moldova’ da ve dünyada derecelere girmiş birisi. Zaten kimi biraz deşseniz altından bir, bazen iki sanat yeteneği çıkıyor. Bizle resim çalışan kızlardan biri de sopranoymuş. Önümüzdeki sezon Kişinev Operasında Carmen de terennüm edecekmiş. Ama bizim çocukları da es geçmemek lazım. Gitar çalan, şarkı söyleyen, Türk ve yabancı dansları nefis yapanları var. Disko danslarını ise acayip iyi ifa ediyorlar. Ben bile karizmayı çizdirip dans edip şarkı söyledim. Hele Sayın Hocam sessiz sinema oynarken filmleri öylesine nefis anlattı ki “resmi bırak tiyatroya geç abi” dedi çocuklar. Kendisini bir gördüğünüzde “Otomatik Portakal” filminin sessiz olarak nasıl anlatıldığını bir sual eylersiniz artık.

Bu arada Sayın Liderimize devamlı kayısı buluyoruz ve de “çok faydalı” olduğu için de devamlı yiyoruz tabiî ki. Bir gece yakındaki büyük parka bir miktar bira stokunla gittik. Yanımıza Dimitri gelmez mi. Dimitri yarım saat şarkı söyleyip dans etti. Sabahtan beri içtiği şarap etkisini bayağı göstermişti. Verilen parayı aldı ve gitti. On dakika sonra geldi, parayı iade etti ve yine gitti. Biz dönerken otelin kapısında bize yetişti ve parayı tekrar alıp gitti.

Hocamızı sevindireyim diye köyün birinde kayısı satan çocuğun tüm kayısılarını aldım. Burada bizi küçük bir kiliseye götürdüler. İçerde papazdan gayri Tolstoy’un romanlarından çıkmış, gözlerinin feri sönmüş, beyaz sakalı karmakarışık, beli bağlı siyah bir entari nevinden giysisi olan bir garip var. Her gireni bir neden bulup dışarıya atıyor. Ben de adamla resim çektirmeyi kafama taktım. Baktım önünde mumlar var. Hemen beş Ley (8 Ley: 1 YTL) verip beş mum aldım ve her yerdeki din adamlarının icraatı gibi yasaklar kayboldu. Beş Ley daha verseydim önünde duran kilisenin anahtarını Cennetin Anahtarı diye satacaktı evvel Allah. Tabii kilisenin içinde elinizde beş mumla kalırsanız ne yaparsınız. Mum dikersiniz. Bu mumları gruptaki kızların iyi birer koca bulmaları için yaktım. İnşallah düğünlerine davet ederler.

Bütün bu güzellikler içerisinde sevgili Sinan bizi evine akşam yemeğine davet etti. Nefis bir ağırlanmanın yanında Moldova’nın tanınmış şarkıcılarından iki genç hanım bize nefis şarkılar söylediler. Bitmedi. Bir gece yerel bir Moldova lokantasına gittik yine SUMMA Grubun davetlisi olarak. Yerel müzikle yerel yemekler yedik ve Tunç ile Nazlı kardeşlerimizin izdivaçlarının birinci sene-i devriyesini kutladık. Ohoo ohhhhhhhh. Dahası da geliyor. Bir gün şarap mahzenlerine gittik. Belki de dünyanın en büyük şarap mahzenleri bunlar. İçlerinde otomobille geziliyor. Şaka yapmıyorum. Müzik eşliğinde şarap tadıp yemek yedik. Başka bir gün bir köye gittik. Bir köy evinde yemek yiyip, yerel şarkılar eşliğinde dans ettik. Yani geceleri beş saatten fazla uyuyamadan yaşadık.

Üç gün çok faal bir şekilde çalışarak resim çalışmalarımızı bitirdik ve o akşam güzel bir sergi tertipledik otelde. Yalnız ben haklı olarak biraz problem çıkardım. TC’nin ilk elli ressamı arasına girmiş yaşlı bir üstat olduğumdan dem vurarak eserimin başköşeye asılmasını talep ettim.

Çalışmalarda ortaya çıkan eserler üç gün gibi kısa bir sürede yapılmış olmalarına rağmen çok güzeldiler. Sevgili Mete Bora sayesinde çok verimli bir sanat çalışması yapılmış oldu. Genç ressamlarımıza büyük bir tecrübe oldu. Moldovalı ressamlarla kaynaştık, karşılıklı olarak sanat konularında fikir teatisinde bulunduk, onların sanatı hakkında bilgilendik. Yapılan resimler Kasım ayında yapılacak bir açık arttırma ile satılacak. Tüm gelir Moldova Millî Eğitim Bakanlığına sanat öğrencilerine burs olarak verilmek üzere bağışlanacak.

Ertesi akşam güzel bir kokteylle basın toplantısı düzenlendi. Mete ağabeyimiz ile Sayın Hocam basının sorularını yanıtladılar. Akşam yemeğinde Sayın Hocam bu güzel organizasyon için bir teşekkür konuşması yapmak üzere ayağa kalktı ve konuştu:” Ahmet şimdi bir konuşma yapacak” Hayatımda bu kadar az, öz ve de veciz bir konuşma duymamıştım. Hepimiz çok güzel birer katılım belgesi aldık. Ben de böylece vesikalı bir ehl-i ressam oldum.

Sonrası mı? Ben Kasım’da yapılacak müzayedeye gidip bizimkilerin resimlerini ucuza kapatmaya çalışacağım.

Sağolasın, varolasın sevgili Mete Bora ağabey.