Dağa çıkmak bir meditasyon, resimde de aynı şey var

Dağa çıkmak bir meditasyon, resimde de aynı şey var

Ahmet Merey'in sanata ilgisi aslında dört kuşaktır süren bir aile geleneği. Kendinden önceki üç kuşağın içinde resim toplayanların yanı sıra resim yapanlar, galeri açanlar da var.

Türkiye'nin en büyük resim koleksiyonerlerinden biri olan Ahmet Merey, on yıldır yaptığı resimlerini sergiliyor. Merey'in ‘Dağın Zirvesinden' başlıklı ilk sergisi koleksiyonerliğinin yanı sıra bir diğer tutkusu olan dağcılığın izlerini taşıyor.

Ahmet Merey'in sanata ilgisi aslında dört kuşaktır süren bir aile geleneği. Kendinden önceki üç kuşağın içinde resim toplayanların yanı sıra resim yapanlar, galeri açanlar da var.

Çocukluğu hep resim ve sanat üzerine yapılan tartışmaları dinleyerek geçmiş. 16 yaşında Floransa'ya gittiğinde de sanat kitaplarında gördüğü resimlerin orijinallerini görünce çok etkilenmiş. Dönünce de resme bir başka türlü bakmaya başlamış. Çok istediği halde resim yapmaya ise on yıl öncesine, 50 yaşına gelene dek cesaret edememiş. Çok sevdiği dostu Aydın Ayan "Öğrenirsin, başla" dediğinde, o dönemde Mimar Sinan'da asistan olan Mustafa Ortun Müftüoğlu ile çalışmaya başlamış. On yılın sonunda Resul Aytemur, "Gel sana bir sergi açalım" deyince de ‘Dağın Zirvesinden' ortaya çıkmış.

Merey'in dağcılığı da koleksiyonerliği gibi aile yadigârı. Annesi, 1933'te Arnavutköy Kız Koleji'ni bitirince Almanya'ya tahsile gider. Harbin ortasına, 1942'ye kadar Münih'te kalır. Alplerde yürüyüşler, kışın kayak, Almanlar için çok önemli, annesi de dağlara merak sarıyor. Merey de sekiz yaşında, yazın annesiyle ilk kez Uludağ'a çıkar. 10 yaşında kayağa başlar. O günden beri dağlar ve kayak hep devam eder.

Ahmet Merey, Boğaziçi İşletme'yi bitirir, ardından da Amerika'da mastır yapar. Ama eğitimine rağmen aileden kalan gayrimenkuller ve toparlaması gerekli işler nedeniyle profesyonel bir iş yaşamı olmaz. Ama bu sayede işlerini düzene soktuktan sonra resme istediği gibi vakit ayırır.

 

Dağcılıkta heyecan, resimde gerilim

Ahmet Merey, "Almanlar ‘Dağ çağırıyor' der. Ne olursa olsun gidersiniz. Resimde de öyle bir şey var, resim de sizi çağırıyor. Tuvalin karşısına geçmek de dağın karşısına geçmek gibi bir şey. Yani ikisinde de önce korku var. Eğer o, sizi severse devam ediyorsunuz. Sonra bazen dağ çok kızıyor, in aşağı diyor, problemlerle karşılaşırsanız bekliyorsunuz çadırda. Resimde de bazen öyle kalıyorsunuz, ne yapacağınızı bilemeden. Dağa çıkmak bir meditasyon, insan kendi kendiyle hesaplaşıyor, resimde de aynı şey var" diyor.

Merey, "Sanatçılar, eleştirmenler hep dostlarınız, resimlerinize, resim yapmaya hevesli bir koleksiyoner gibi mi bakıyorlar, tepkiler nasıl" sorumu ise "Resimlerimi görmeyenler büyük bir ihtimalle de böyle düşünüyorlar. Bugüne dek birkaç arkadaşım bir sergilik olabileceğini söylediler, beni desteklediler, galerisini açan Resul Aytemur başta olmak üzere. Zaten büyük bir ihtimalle kimse yüzüme karşı kötü diyemeyecek. Arkadan gelen haberler ne olacak, ben de merak ediyorum" diyerek cevaplıyor. Ama tepkilerin olumlu ya da olumsuz olması onun resimle ilişkisini değiştirmeyecek gibi görünüyor. Şimdi atölyesinde portre dizisi üzerinde çalışıyor.

Ahmet Merey kırk yıla yakın bir süredir resim topluyor. Hem anne hem baba tarafı 1870'lerde İstanbul'a gelip yerleşmiş. Anne tarafı Erzincan'dan. Aile zengin olunca İstanbul'a gelip bir konağa yerleşiyorlar. Avrupai yaşam tarzının gereği eve yeni mobilyalar, tablolar alınıyor. Anneannenin ve dedenin Çallı'ya özel olarak yaptırılmış portreleri var.

Baba tarafı ise subay doktor, hukukçu bir aile. Onların da topladığı antikalar, tablolar var. Hatta Feyhaman Duran'a yaptırdığı portre şu an Sabancı Müzesi'nde. Üçüncü yani Merey'den bir önceki nesilde en meraklı ise gazeteci ve 1956'da ESİ adlı bir sanat dergisi çıkaran teyze Leyla Kara. Annesi Pero Merey de teyzesi kadar olmasa da resimle ilgili.

 

İlk tablo evlenirken alınmış

Ahmet Merey ilk tablosunu evlenirken almış, bugün 800'ün üzerinde resmi var. Mehmet Pesen'den evlenirken 10 bin liraya aldığı tabloyu ve aynı günlerde Doğubank'tan 20.000 liraya aldığı buzdolabını hiç unutamıyor. Sonra yavaş yavaş bu eskilerden aileden olan primitivler ve Çallı kuşağından bazı eksik olarak düşündüğü Abdülmecid, Süleyman Seyid, Hüseyin Zekai Paşa gibi isimleri tamamlamışlar eşiyle birlikte. Merey'in koleksiyonunun ikinci ağırlığını da Aydın Ayaydın, Nedret Sekban, Devrim Erbil, Neş'e Erdok gibi ressamlar oluşturuyor. Üçüncü ayakta ise aile portrelerinin de aralarında olduğu 250 portre var.

Kutluğ Ataman, Haluk Akakçe gibi güncel sanatçıların çalışmalarını da koleksiyonuna katmış. 10 senedir Mimar Sinan talebeleri arasında İpek-Ahmet Merey yarışması yapıyorlar. Oradan da ödül alan çalışmalardan oluşan bir koleksiyona sahipler.

 

Annemin adı Pero'ydu

Benim annemin adı Pero'ydu. Ne demek olduğunu bilmezdik. İnternet çıkınca ne olduğunu anladık ama dedemin bu adı koymasının nedeni, Pero Roma mitolojisinde bir kız figürüymüş. Pero'nun babası hapse düşüyor ve kız, babasını ölmesin diye her gün giderek sütüyle besliyor. Birçok sanatçı işlemiş bunu ama en önemlisi Hermitage'da Rubens'in Pero isimli bir tablosu var. Üç senedir ressam dostlarımdan bana Pero yapmalarını rica ediyorum. Bunların arasında tuval ressamı da video-art yapan da fotoğraf sanatçısı da var. Şimdilik 20 tane kadar oldu. Şu anda sekiz-on tane daha yapılıyor. İleride tamamlanınca bir Pero sergisi düşünüyoruz.

İlişkili makaleler