Sanat Fuarı

Sanat Fuarı

Bana “Niye daha sık yazmıyorsun” diyorlar. O zaman Türk Köşe Yazarlarına benzerim. İnsan her gün bir fikir üretmeye çalışırsa, bir gün Cern’deki çekirdekten bahseder; başka bir gün Hamza Hoca’nın Galatasaray’dan niye yollandığını anlatır. Neticede de her gün boş konuşmaya başlar ve Yılın Gazetecisi seçilir.  Bknz: Günlük Gazeteler. Yani diyeceğim, bu yazıyı da okumak zorunda değildiniz, ama buraya kadar okuduktan sonra bari bitirin derim.

Sanat Fuarları ikiye ayrılır. T.C. de yapılan Sanat Fuarları ve T.C. de yapılmayan Sanat Fuarları.

T.C de yapılmayanlar hakiki Sanat Fuarlarıdır. T.C. de yapılanların bazıları ise Sosyetik Sanat Pazarlarıdır. T.C. de Sanat Fuarlarından üç adet bulunur. Bunlardan biri yabancılar için T.C de yapılanıdır. Rivayet o ki, dünyanın en zengin insanları sırf bu Fuarı görmek için günü birliğine özel uçaklarıyla Haliç’e inerler. Diğeri ise Türkler için T.C. de yapılanıdır. Bu sefer de T.C.’nin en zenginleri bu Fuarı görmek için özel uçaklarıyla Nişantaşı’na inerler. Bir de üçüncüsü vardır ki Gariban Türkler için Beylikdüzü’nde yapılır. Buna da Gariban Türkler Metrobüs’le giderler.

Haliç’e gelen yabancılar çok önemlidir. Bunlar buraya gelip sergilenen tabloları almış gibi görünmeleri için zat-ı muhteremler ağırlıklı olarak İngiltere’den para karşılığı getirilirler. Fuar sonunda Basına yapılan açıklamada “Bu yıl Fuarda USD 50 milyonluk satış olmuştur” denir. Maliye bir gelse, yandı gülüm keten helva. Nerede bu USD 50 milyonun kayıtları dese, satış matış olmadığı için gelsin Vergi Cezaları. Sen gel de Maliye’ye anlat; “Abicim, valla yok böyle bir şey; biz reklam olsun diye kafadan sallıyorduk”

Nişantaşı’ndaki Fuarın bir açılış kokteyli vardır. Kokteyle öncelikle Paparazziler gelir. O gün için iyi para almışlardır. Daha sonra tanınmış mankenler ve ikinci sınıf hanım artistler ile selüloitli bacaklarını ve sarkmış göğüslerini gösteren elbiseleriyle üçüncü dereceden hanım şarkıcılar gelir. Bunların hepsi kategorilerine göre para almışlardır. Ve bu ekstraların hangisinin hangi paparazzi ile nasıl bir röportaj yapacağı ve neler söyleyecekleri kendilerine önceden ezberletilmiştir. Ayrıca Fuar Koordinatörü kokteyl süresince bunlara uzaktan işaretle hangi hanım ve beyin yanına gidip konuşacaklarını gösterir. Bedava içkiyi bulunca sarhoş olup zengin adamlara sulandıkları için bu gruba içki yasaktır. Sonra misafirler arz-ı endam etmeye başlar. Bunlar sadece o gün için özel şoförlü cip vs. kiralamışlardır. Onu da bedavaya getirmek için kokteyl boyunca Otomobil Kiralama Şirketinin reklamını yaparlar.  

Hamiş: Buraya Muhafazakâr Sosyete gelmez.

İçerisi yavaş yavaş dolmaya başlar. Daha girer girmez birbirlerini görenler, sergilenen eserlere bakmadan, “Ah şekerim muazzam bir Fuar, şahane” derler. Sonra kadın erkek herkes tanıdığı ve tanımadığı her gördüğünle öpüşerek dolaşmaya başlar. Ben burada buruşuk kadın yüzü öpmekten yanaklarımda zona çıkardığımı biliyorum. Her stantta birkaç değişik sanatçının birer eseri durur. Sizin de kafanız karışır durur.

Racon No.1 Ayıp olmasın diye bütün galericilere sergiledikleri eserleri methedersiniz. Sanatçısı oradaysa, eserlerini yere göğe koymazsınız.

Racon No.2 Fuardan sonra iki ay boyunca her gördüğünüze Fuara gidip gitmediklerini sorarsınız. Gitmeyenlere Fuardaki eserlerin çok nefis olduğunu anlatırsınız. Gidenlere ise eserleri ne kadar kötü bulduğunuzu söylersiniz.

Racon No.3 Kendinizi sosyetede zannettiğiniz için bilir bilmez sosyete dedikoduları yaparsınız.

Size stantlarda para seviyeniz ve sosyetedeki itibarınız kadar zaman ayırırlar. Birinci sırada “oturmaz mısınız” vardır. İkincisi bir “Drink”alıp almayacağınızdır. Üçüncüsü yanınıza oturmalarıdır. Dördüncüsü ise sanat ve eserler hakkında konuşmaya başlamalarıdır. Ama o sırada sizden daha itibarlı biri geliverirse; bence siz artık kalkıp gidin. Galerilerine gittiğimde son derece samimi geyik yaptığım galericiler burada kişilik değiştirirler. “Ne haber” dersiniz. “Ahmet Bey, çok teşekkür ederim, siz nasılsınız efendim” derler. Galeride “İpek Abla nasıl” diyenler; “İpek Hanımefendi nasıllar acaba” derler. Ben de bunlara yakalanıp rol kesmemek için elimden geleni yaparım. Bunun sonucu olarak da manken ve şarkıcılarla ilişkiye geçemem. Kader işte. Bu arada esas anlamıyla hakiki sosyete denilen kişiler ise ortada gözükmezler. Bunlar kendi aralarında çok sınırlı ve belli mekânlarda bulunurlar ve ıvır zıvır kabul ettikleri insanlara bulaşmazlar. Elitistlik insanların içinde var; ben ne yapayım.

Sacide Hanım BMW X5 cipiyle kapıya yanaşır ve arabayı valeye bırakır. İnerken bacaklarını hafifçe açıp frikik verir ve tesadüfen olmuş gibi bacaklarını eteğiyle hemen kapamaya çalışır. Paparazziler de o çirkin bacakların fotoğrafını o anda çekerler; siz de çarşamba sabahı Şamdan’daki iğrenç bacak fotoğraflarıyla uyanırsınız. Sacide Hanım daha sonra kendine havalı bir çeki düzen verir ve kimler kendisini izliyor diye şöyle bir etrafına bakar. Kapıda tezgâh açmış olan Köfteci, Simitçi, Kestaneci ve Seyyar Börekçi “Haydi buyurun” diye bağırmakla meşgul olup hanımefendinin farkında bile değillerdir. Sacide Hanım içeriye girer. Öpüşmeler başlar. Hanım essahtan paralıysa genç ve züğürt adam taifesi hemen kendisine doğru seğirtir. Bilirler ki hanımın kocasının daha da çok para kazanmaya çalışmaktan eşiyle ilgilenmeye vakti yoktur ve hanım epey “sıkıntıdadır”. Ne yapsın adamcıklar; para için “gözlerimi kaparım vazifemi yaparım”. Hatta bazen hanımlar paylaşılır. Kadıncağızlar da sevgililerini diğer sevgilileriyle aldattıklarını düşünerek çok seksi olduklarını zannederler. Fuarda adam gibi ne yaptığını bilen üç-beş galeri vardır. Bunlar kuru kalabalıkların hava atmalarına olanak tanımak için fiyatları acayip yüksek tutmuşlardır. Çünkü esas alıcılar Fuarda alım yapmazlar. Galeriye gider ve bir sürü eser arasından beğendiklerini seçip, piyasa fiyatları üzerinden pazarlık yaparlar. Bu Fuara da yurt dışından özel olarak “çok önemli” galeriler getirilir ve bunların stantlarında birkaç meşhur yabancı ressamın bir kaç palavra resmi sergilenir. Basına da “Alman Büyük Usta Recepstein’in en önemli eseri satışta” denir. Fuar biter. Basına açıklama yapılır. “Bu yıl ki fuarda USD 175 milyonluk satış yaptık”. Esasında T.C.’ nin yıllık sanat piyasası olsa olsa en fazla USD 30 milyondur.

Üçüncü Fuara gelen vatandaş Metrobüs Durağından Fuara gelinceye kadar seyyar İnegöl Köftecisi, Malatya Kayısıcısı, Münih Dönercisi, Amasya Elmacısı, Tombalacı, Lahmacuncu, Dürümcünün nefis ızgara kokuları arasından geçerek duman altı olmuş bir vaziyette Fuara varır.  Civarda bulunmayan tek esnaf çeşidi karaborsacılardır. Etrafta yayalar ve trafik birbirine girmiştir. Ortada aptal aptal bakınan Güvenlik Görevlileri ne yapacaklarını şaşırmışlardır. Bu Fuar Halkımın Fuarıdır. Sosyetik sayılmadığı için burada maalesef Paparazzi bulamazsınız. Ayrıca bacak, göğüs vs. görme şansınız da yoktur. Medeni şıklık veya başörtüsü içinde hakiki sanatseverleri görürsünüz. Bu Fuarın bir özelliği de Genç Sanatçılara işlerini sergilemek üzere koskoca bir alanın ayrılmış olmasıdır. Bu Fuardaki Stantlarda Galericiler herkesle ayrı ayrı aynı itinayla ilgilenirler. Herkese ikram yaparlar. Ve Sanat konuşulur. Öyle sosyetik dedikodu filan da yoktur. Zaten bu fuarda sosyetik galeri yoktur.

Gezmekten bacaklarım yorulur. Yorgunluktan bitap düşer ve bir Standa girip orada işlerini sergilemekte olan Sanatçı arkadaşımın yanına otururum. Kendisi hayran hayran kendi eserlerine bakmaktadır. “Ne güzeller değil mi; hele şu köşedeki muhteşem” der durur. “Kokoreçcininkinden (kelimeye bak be) bile daha sanatsal” derim, ama duymaz bile. Stant iki tarafından koridorlara açılmaktadır. Koridorlar arası kestirme yapmak isteyenler Standın içinden geçerler. Böyle durumlarda arkadaşım hemen yerinden fırlar ve “Büyrün, büyrün, güzel tablolarımız var. İki tane alana biri bedava” filan der. Ama yorgunluktan bitap düşüp zırlamakta olan çocuğunu çeke çeke çıkışı aramakta olan annenin sanata manata bakacak hali yoktur. İnsanlar alıcı olmasalar bile stantlardaki eserlerle ilgilenirler; sanatçılardan bilgi alırlar. Türbanlı genç hanımlar sınırlı bütçeleriyle yandaki Kitap Fuarından aldıkları kitaplara sıkı sıkı sarılmış olarak resimleri temaşa eylerler. Resimlerin önünde durup özgün yorumlar yaparlar.

Hamiş: Muhafazakâr Sosyete bu Fuarda da yoktur.

Stantta asılı duran ve içinde benim model olarak betimlenmiş olduğum bir tablo vardır. Bazen o tablonun yanına geçip dururum. İnsanlar bu tabloya bakarlar ve tablodaki Ahmet’i görmezler. Ama anasının elinden tutan çocuklar “Anne bu o” deyip beni gösteriverirler. Çocukların dikkati muazzamdır.

Derken 30-35 yaşlarında genç bir hanım gelir. Sade ve şık siyah giyinmiş. Esmer. Zayıf. Yüzü beyaz duruyor. Yorgun gözüküyor. Bana sorarsanız “Biraz kilo alsa çok güzel bir hanım olacak”. Elinde değişik stantlardan alınmış broşürler. Resimleri dikkatlice inceliyor. Sonra gelip ortaya seyir için konmuş olan koltuklara oturuyor. Üzgün gibi. Sanki sevgilisi kendisini terk etmiş. Ama sevgiliye öyle pabuç bırakacak bir hanıma da benzemiyor. Kalkıp yanımıza geliyor. Çok alçak bir sesle “Broşür alabilir miyim” diyor. “Gayet tabi buyurun” diyoruz. Arkadaşım damdan düşercesine “Siz resim yapıyorsunuz” diyor. Hanım “Evet” diyor. “Ne güzel, nerede yapıyorsunuz resim, atölyeniz var mı” diyorum.  Kendisinden son derece emin bir şekilde cep telefonunu çıkarıp bize kendi yaptığı nefis bir resmin fotoğrafını gösteriyor. Belli ki çok yetenekli. “Buyurun oturun” diyoruz ve bir kahve ikram ediyoruz.  “Bakın size bir tablo göstereceğim” diyorum. Benim betimlenmiş olduğum tablonun yanına götürüyorum. Tablodaki Beni hemen görüyor. Tabloyu çok güzel yorumluyor. Bu sırada rengi yine beyazlaşıyor. İlerdeki tahta sandalyelere oturuyoruz. “Şekerim düştü” diyor. Çocuğunu babasına bırakıp resimlere bakmak için Fuara gelmiş.  “Ne iş yapıyorsunuz” diyorum. “Mimarım “diyor, “Recep’e çalışıyorum”. Entel gözükebilmek için “Ama İstanbul’u mahvediyorsunuz” dememe fırsat vermeden “İstanbul’u mahvediyoruz” diyor. Kendi silahımla beni vuruyor. Bunun İngilizcesi “Preemptive Strike”. Vedalaşıyoruz. Gidiyor.

Bu Fuarın sosyetesi de böyle.

Yeni Fuarlara bekleriz efendim