Ağu30

Hiç Ağrı Dağına Çıktınız mı?

Hiç Ağrı Dağına Çıktınız mı?

Aramızdaki bazı kahraman arkadaşlar dışındakilerin çıkmadığını biliyorum. Ben altı kere çıktım da…

Ağrı Dağı’nın ilkokuldan itibaren Coğrafya dersinde T.C. nin en yüksek dağı olduğu ve irtifasının da 5165 metre olduğu öğretile gelmiştir. GPS icat edildiğinden beri yüksekliğin 5137 metre olduğu rivayet edilmekle birlikte resmi coğrafyaya ters düşeceği için bu bilgi basına sızdırılmamaktadır. “Ayrıca ne var yani 28 metrelik farkta?” diyebilirsiniz. Böyle metre işleri benim anlayamadığım nedenlerden dolayı dağcılar arasında çok möhüm addedilmektedir.
Önce izninizle bu dağın yerini belirleyelim. Ağrı Dağı Ermenistan’ın kuzeybatı - batı ve İran’ın batı - güneybatı tarafında T.C. hudutları içinde kalmaktadır. Güneyinde Doğu Beyazıt, kuzeyinde Iğdır vardır. Bir de yavrusu olan Küçük Ağrı vardır. Şu anda çocuklar bizi ilgilendirmiyor. Ağrı Dağı volkanik bir dağdır. Üzeri yaz kış buzulla kaplıdır.
Ağrı dağının adının nereden geldiği ise şöyledir: padişahın biri Ağrı Dağının eteklerinden geçerken dağa hayran hayran bakarken atından düşmüş ve dizi ağrımıştır. Bunun üzerine de “Bu dağın adı Ağrı olsun” diye buyurmuştur. Bir diğer rivayet de dünyada tek başına duran dağların içinde en ağırı olduğu için böyle denmiştir. Gayri Türkler ve Kürtler ise kendisine Ararat derler. Burada asırlardır yaşayan Kürtler için de Ağrı Dağı'nın ismi Kürtçe ateş manasına gelen Agir kelimesinden gelir. Bkz. Ansiklopediler. Ayrıca o bölgede yüzyıllar boyunca büyük bir medeniyet kurmuş olan Ermeniler için bu dağ çok kutsaldır. O kadar ki, ben Erivan’a gidenlerin yalancısıyım; Erivan’da her şeyin adına Ararat diyorlarmış. Ararat Cafe 1, Ararat Cafe 2 gibi. Hani bizde de “Etiler Tünel Marmaris Büfe” gibi. Zaten bizde her caddeye, her meydana aynı isim verildiği için, bu bana pek yadırganacak bir şey gibi gelmedi. Bu dağın bir diğer özelliği de bir yerlerinde Nuh’un Gemisinin bulunmasıdır. Zaten son ifadelere göre de bu gemi üç-dört gün içinde bulunacaktır. Bay Nuh’u tanırsınız. Hani Büyük Tufan olunca her hayvandan birer çifti gemiye alıp, Tufan bitince de Ağrı dağının üstünde hayvanları salan adamcağız. Yalnız bazı hayvan çiftlerinden fark etmeden sadece “Gay” leri aldığı için bu hayvanların nesli tükenmiştir. Tabii bu gemiye niye insan almadığını anlayamamışımdır. O almadığına göre, bugün de insan nesli devam ettiğine göre insanları kim gemisine almıştır. Bence kurşuna dizebilmek için Suriyeli Esat Bey almış olabilir. Neyse ne; şimdi buraya nasıl gidebileceğimizi bir irdeleyelim.
Ağrı dağına gitmek için Doğu Beyazıt’a gitmek gerekir. İran sınır kapısına 40 km. uzaklıkta olan bu şehir aynı zamanda meşhur İshak Paşa Sarayının da bulunduğu yerdir.
Bu gidişi nasıl yapacaksınız?
İlk tercih yürümektir. Ama bedava yürünemeyeceği için bir neden bulmanız gerekir. Mesela, Küresel Isınmanın Yılan Balığının sol dişinin altına apse yapmasını protesto etmek için yürüyebilirsiniz.
Diğer bir seçenek ise otostop yapmaktır. Sırt çantanızı yüklenirsiniz, elinize kocaman “Doğu Beyazıt” yazan bir kâğıt alıp Taksim Meydanında otostop işareti yapmaya başlarsınız. Bu işaretin çok kötü bir anlamının olabileceğini düşünen polis sizi alır ve götürür. Sakın yanlış anlamayın, Doğu Beyazıt’a götürmez.
Bir diğeri kendi arabanızla gitmektir. İstanbul’dan kuş uçuşu 1200 km, karayolundan 1400 km. olan bu mesafeyi gitmeniz mümkün değildir; çünkü yolda zaten telef olursunuz.
Karşılaştırmalı bilgi olarak: İstanbul-Viyana kuş uçuşu 1300 km, karayolu 1600 km; İstanbul-Kahire kuş uçuşu 1250 km; karayolu mümkün değil gibi gözüküyor; İstanbul Moskova kuş uçuşu 1700 km. Zaten atalarımız Osmanlılar da hiçbir tarafa ayıp olmasın diye her yere hemen hemen eşit uzaklıklarda gitmişler.
Başka bir kolaylık “Doğu Beyazıt Mort Expres” otobüslerini tercih etmektir. Otogarda otobüse binersiniz. İçerde iki şoför ve kolonya döken bir hostes vardır. Otobüs yola çıkarken hostes mikrofonu eline alır ve “Bir Yıldız Alyans üyesi olan DBME’nin Serserdes Kompressorsuz 365 otobüsüne hoş geldiniz. Kaptan Pilot Uçar Çarpar ve ikinci pilot Çarpar Uçar Doğu Beyazıt için yolculuk süremizi 24 saat, yolculuk yüksekliğimizi 50 cm olarak vermektedirler. Ben Heyecan Cansın ve kabin ekibim sizlere hizmet vermekten mutluluk duyarız. Tabii kabin ekibinin gerisinin nerede olduğu meşkûkdur. Otuz kişiyi ezip, dört otomobili uçuruma yuvarladıktan sonra tam tamına 24 saat sonra Doğu Beyazıt otogarına girersiniz. Bu kadar dakiklik futbol maçlarının başlamasında bile yoktur.
Son şansınız uçmaktır. Daha önce uçak seyahati konusunda anlattığım gibi bin bir türlü işlemden sonra iki saatte İstanbul’dan Ağrı hava limanına inersiniz.
Anlayamayacağınız bir takım tuhaflıklardan sonra sizi Doğu Beyazıt’a götürecek bir taksi bulabilirsiniz. Yol Allahtan iki ölçü yoldur da otele sağ salim vasıl olursunuz. Otel ve Doğu Beyazıt kalışlarını öğrenmek isteyenler kendileri gidip tecrübe sahibi olabilirler.
Bu arada garip olaylarla da karşılaşabilirsiniz. Mesela, Emi (Amy herhalde) ile. Emi, Doğu Beyazıt’ta dağa tur çıkaran iki Doğu Beyazıtlı kardeşin ortağıdır. Ortaklık ilişkisinin ne biçim olduğu meçhuldür. Yalnız bilinen şudur ki, altmış bir yaşındaki Amy dört yıl önce internetten tanıştığı genç ve yakışıklı bir Kürt arkadaşa âşık olup Doğu Beyazıt’a gelmiştir ve onunla birlikte web sitesi kurarak Ağrı Dağı turu satmaya başlamıştır. Önce bu arkadaştan fena kazık yemiştir. Doymamış olacak ki, iki kişiden daha kazık yemiştir. Ama şimdi birlikte çalıştığı kardeşlerden çok memnundur; çünkü kendileri para konularında harbi dürüstlerdir. Ama arada sırada adam filan da vururlar. Bu olaylar yörenin geleneği olduğu için çok önemli değildir. Emi kışları web sayfasından tur satar; yazın da tura gelenleri Doğu Beyazıt’ta karşılar. Emi kışın bu turları Barbados’tan satar, çünkü kendisi Barbadosludur ve Barbados’un en yüksek tepesi de 37.50 metredir.
Barbados’un nerede olduğunu bilmeyenler gugulu kullanabilirler.
Şimdi dağa çıkmaya başlayalım isterseniz. Eskiden Türkler, Kürtler, Yükler, Turistler bir kamyonun kasasına doldurulur ve kamyon da bazen yağmurda ve çamurda üfleye püfleye yürüme noktasına çıkardı. Şimdi işler geliştiği için tüm bu unsurlar minibüs gibi araçlarla nakil edilmektedir. Tabi bu yol üzerinde gördüğünüz köy manzaralarını Nepal’da bile görme imkânınız yoktur. Adam başına düşen on bin USD ulusal yıllık gelir buralara uğramamayı tercih etmiştir. Yürüyüşe başlanan yer Eli Köy adlı bir köydür. Bu köyde Ağrı dağının remi tapusunun sahibi olduğunu iddia eden Ahmet Ağa oturur. Çok tatlı bir adamdır. Beni hayatında üç kere görmüştür; ama her seferinde kırk yıllık arkadaşıymışım gibi beni öper. Doğu Beyazıt’ın rakımı 1600 metredir. Eli Köyün ki de 2200 metre. Yani kafadan iki bin metre kurtardık demektir bu. Burada minibüsteki tüm unsurlar iner. Gayri Kürtler yola düzülürken (yolun insanları nasıl düzdüğünü hiç anlayamamışımdır bugüne kadar) Kürtler de yüklerin atlara yüklenmesinin kavgasını yaparlar. Her gün üç beş kere yaptıkları bir iş için niye kavga ederler onu da hiç anlayamamışımdır. Zaten bu dağda hiçbir şeyi anlamamanız gerekir. Aksi takdirde kaybolursunuz valla. Yolda bazıları tarafından döşenmiş mayınlara basmamaya dikkat ederek yükselmeye başlarsınız. Bin metre yükselirsiniz. Adamına göre bu üç ila beş saat arasında tutar. Demek ki 3200 metreye gelirsiniz. Ağrı Dağında ağaca benzer bir şey bulunmadığı için ağaç yükseklik sınırının nerede bittiğini söylemek zordur. Ama üç bin iki yüz metre ot sınırının sonudur. Zaten yaylacılar da bundan daha yükseğe çıkmazlar. Yaylacıları es geçiyorum; bilmeyenler için o konu bir kitap olur. Bu yoldan çıkarken yaylalardan gelen küçük çocuklar size, süt, yoğurt ve ayran satmak isterler. Çocuklara acıyıp kazara bunlardan alacak olursanız, sakın içmeyin ve hemen dökün. Midenizin alıştığı UHT sütüne benzemez bunlar. Sonra Lopermid almak için eczaneye koşarsınız ve Lopermidin reçeteye bağlandığını öğrenince Eczacıya “Lavabo” nun nerede olduğunu sorarsınız. Neyse, ertesi gün 3 200 metreden bin metre daha yukarıya çıkarsınız ve son kamp olan 4200 metre kampına gelirsiniz. Bu bir gün öncekine göre daha dik bir çıkıştır. Onun için fazla uzatmadan üç saat içinde çıkarsınız. Bu arada bu irtifalarda inip çıkarsınız. Yerli halkın diliyle “Aklimat” olmak için. Bunun bilimsel adı “aklimatizasyon”dur. Yani vücudunuzu yüksekliğe alıştırmaktır. Sonra da beş ila sekiz saat arasında bir sürede zirveye çıkarsınız. Üç ile dört saat arasında da inersiniz. Zirvenin son dikey üç yüz metresinde buzul vardır. Kramponlarınızı takarsınız. Buzulun durumuna göre de bazen iplerle bir birlerinize bağlanırsınız ve zirveye varırısınız. İşte orada “eee, geldikte ne oldu, bu kadar zahmete değdi mi” dersiniz kendi kendinize ve bir daha dağlara çıkmamaya karar verirsiniz. Sonra aşağıya kampa inip iyi bir uykudan uyandıktan sonra “arkadaşlar bir daha sefere nereye gidiyoruz” diye kaşınmaya başlarsınız. Sonra da yine mayınlara basmamaya çalışarak Doğu Beyazıt’a inersiniz.
Ağrı tırmanış ekspedisyonun detaylarını öğrenmek isteyenler bu bilgiyi internette bulabilirler; tabii mayına basmamışlarsa.
aaa, orada mayın mı varmış diyenler şu anda gözümün önüne geliyorlar. Orada daha başka neler yok ki :) 
iyi çıkışlar efendim